Dansedebilirdik bugün, camekanlar yok olabilirdi, müzik yumuşayabilir, ışıklar sönükleşebilir, ve dünya etrafımızda dönebilirdi bir kaç saniyeliğine de olsa.
Artık kendime yılda bir bloga uğradığımda önce yazılanları okumayı yasaklamam lazım! Yine dokundu yazdıklarım kendime tabi ki. Bir de bi anda bir yıl önceki snapshot'a dönmek ne garip oluyor. Ne aynı kalmış, ne değişmiş görmek insanı çok şaşırtıyor. Ne önemliymiş, ne değilmiş. Ve zaman yine ne çabuk geçmiş. Visa slavery dedim durdum ama kalıcı oturum almama 1-2 ay kaldı, süreç başladı hatta, bir randevuya gidip alması kaldı diyebilirim. İş değiştirmeyi düşünmüyordum aslında ama ona rağmen içimde bir rahatlık hissi yok desem yalan olur. Köleliğimiz bitecek mi? Çok yakında! Bu işler çok enteresan aslında, sabbatical denen bir kafa izni var burada, nam-ı diğer ücretsiz izin. Geçen sene ortaları bu zamanlar için kalıcı oturum alınca sabbatical alırım, dolaşırım, tatile giderim, yapmak istediğim diğer şeylere vakit ayırırım falan gibi kabaca bir düşüncem vardı. Sonra iş yerinde önüme bir havuç tutturdular, koşmaya başladık yine. Ücretsiz izin düşüncesi şimdilik rafa kalktı gibi ama...
Yine her zamanki gibi blog'a uğradım ve önceki yazıları okumadan, göz yaşı dökmeden geçemedim. Sonra acaba hep üzgün yazılar mı yazacağım diye düşündüm. Aslında niyetim bu değil ama dijital de olsa elime kağıt kalem alınca melankoliye boğulmadan, içime dönmeden duramıyorum sanırım. Çok bunaldığımı hissediyorum bu aralar. Kontrolü elimde olmayan bir şeyler oluyormuş ve ben sürekli sürükleniyormuşum gibi hissediyorum. Visa slavery diyorlar ya hani, buna taktım kafayı. Sanki vize köleliğim bittiği gün her şey mükemmel olacakmış gibi. Biliyorum olmayacak ama seçememek, zorunda hissetmek beni biraz yordu sanırım. Gün sayıyor gibi hissediyorum kendimi günlere odaklanmadan. Günler böyle zor geçerken öte yandan bir bakıyorum 4 sene geçmiş. Şaka maka kalkıp gelişimden bu yana 4 koca sene geçmiş ve düşünüyorum da ne çok şey değişti. Değişmeye de devam ediyor. Dursun istiyorum her şey olduğu gibi kalsın, olmuyor. Bazen kafamdan geçenleri etrafıma söylemeyi bırak kendime bile itiraf edemiy...
Milk izledik dün lostehanu ile. İzlemek için biraz geç kaldık biliyorum ama ne zamandır erteleyip duruyordum bu filmi izlemeyi. Ara ara durdurup filmi aklımıza takılan soruları paylaştık birbirimizle, fikir alışverişinde bulunduk. Çok da işin içinden çıkamadık aslında ama film + lostehanu ile fikir alışverişi açısından bakarsak keyifli bir akşam oldu. Gerçi lostehanu ile ikimizin de aynı tarafta olmasından dolayı yanımızda bir de karşı görüşü savunan biri olsun isterdim ama yoktu malesef. Zaten muhtemelen bu karşı görüşlü şahsiyetin çok ütopik birisi olması gerekirdi çünkü aksi takdirde muhtemelen kendisi çok sinirli ve kesin yargıları olan bir insan olurdu, tartışamazdık bile. Filmi izlerken hayret ettim ben 70'lerde yaşananlara. Lostehanu ile durup durup gerçek mi şimdi bu gerçekten diye sorup durduk saf gibi. Hayret ettiğim nokta şu ki biz Amerika'nın 1970'lerde geldiği seviyenin yakınlarına bile gelemiyoruz şu an, üstelik tam 40 sene geçmiş aradan.. Filmin akabinde bir ...
Yorumlar