Dansedebilirdik bugün, camekanlar yok olabilirdi, müzik yumuşayabilir, ışıklar sönükleşebilir, ve dünya etrafımızda dönebilirdi bir kaç saniyeliğine de olsa.
Artık kendime yılda bir bloga uğradığımda önce yazılanları okumayı yasaklamam lazım! Yine dokundu yazdıklarım kendime tabi ki. Bir de bi anda bir yıl önceki snapshot'a dönmek ne garip oluyor. Ne aynı kalmış, ne değişmiş görmek insanı çok şaşırtıyor. Ne önemliymiş, ne değilmiş. Ve zaman yine ne çabuk geçmiş. Visa slavery dedim durdum ama kalıcı oturum almama 1-2 ay kaldı, süreç başladı hatta, bir randevuya gidip alması kaldı diyebilirim. İş değiştirmeyi düşünmüyordum aslında ama ona rağmen içimde bir rahatlık hissi yok desem yalan olur. Köleliğimiz bitecek mi? Çok yakında! Bu işler çok enteresan aslında, sabbatical denen bir kafa izni var burada, nam-ı diğer ücretsiz izin. Geçen sene ortaları bu zamanlar için kalıcı oturum alınca sabbatical alırım, dolaşırım, tatile giderim, yapmak istediğim diğer şeylere vakit ayırırım falan gibi kabaca bir düşüncem vardı. Sonra iş yerinde önüme bir havuç tutturdular, koşmaya başladık yine. Ücretsiz izin düşüncesi şimdilik rafa kalktı gibi ama...
Yann Tiersen konserine gittik lostehanu ile. Bileti de alalı en az bir buçuk ay oldu, bir gece bir mekanın tuvaletinin önünde beklerken o ayın konser programına ilişiverdi gözümüz, aa Yann Tiersen geliyormuş mayısta dedik, hemen gittik aldık, öyle bir heyecan, öyle bir gaz yani. Daha bileti alırken mayıs ayını düşünmüştüm de ohoo daha çok var demiştim içimden, sanki mayıs olunca erasmus biticekmiş gibime gelmişti. Neyse gittik mekana, mekan hoşumuza gitti. Sonra sahne alan alt grubu da daha önce dinlememiş olmamıza rağmen sevdik o da hoşumuza gitti. Hatta ben bi ara tuvalete gideyim dedim, ulan diyorum ferah ferah, geçmek için kimseye sürtünmen gerekmiyo, kimse kimseyi ezmiyo falan, tuvaletler temiz, hatta sıra falan beklemiyosun, alışkın değil tabi bünye böyle konserlere şaşkın şaşkın geri döndüm lostehanunun yanına hevesle Yann Tiersen bekliyoruz, buraya kadar her şey güzeldi. Anlamadığım bir şey var, o da bu uzun boylu insanların konserlerde hem önlere önlere konuşlanmaları, hem de ...
Yarın İstanbul'a gidiyorum lostehanu ve Mg ile beraber, erasmustan tanıştığımız arkadaşlarımızla görüşmeye, İstanbul ile hasret gidermeye, kafa dağıtmaya, biraz da eğlenmeye. Gerçekten iple çekiyorum yarınki otobüsü. İçime baktım, kararlar aldım, bakmayın böyle genel konuştuğuma hepsi phantasmagoria in two ile ilgililer tabi ki. Sakinleşmeye çalışıyorum işte, zorla da olsa, yavaş yavaş da olsa sanırım işe yarıyor biraz, bi de aptal arkadaşları olmasa. Sinirimi kontrol etmekte zorlanıyorum, bilen bilir. Ciddi anlamda şiddete meyilli bi yapım var ya bunu kabullenmek çok zor ama öyle cidden. Dün bi partiye gittik kafamız dağılsın, erasmusu analım da işte ne kadar zaman oldu eğleniriz bıt bıt diye, bu gerizekalı geldi zaten sıçık bünyemin bi kere daha ağzına sıçtı. Dur dedim durmadı, yapma dedim anlamadı, bir dedim iki dedim artık üçüncü de kendimi kaybettim. Bi insan karşısındakinin üzüldüğünü göre göre eski sevgili şakaları yapmamalı ya, bi insan bu kadar şuursuz olmamalı, arkadaş...
Yorumlar