Kayıtlar

sinkuleho

Resim
Bu da ne demeyin. Bir kaç ay sonraki muhtemel yatağım oluyor bunlardan birisi. Yalan ettiğim fotoğrafçılık kursundan bana yadigar 'fıçı bükülmesi' terimiyle bütünleşmiş bu fotoğraf insan hangi milliyetten olursa olsun çakal işte dedirtiyor bana. Evet, minnacık odayı adam zorlamış belki biraz daha geniş gösteririm diye. Olsun. Olsun çünkü minik ama sıcacık geliyor bana bu oda şimdi, aklımı türlü türlü düşüncelere boğsa da yine de orayla kuracağım duygusal bağ şimdiden içimi ısıtıyor, heyecanlandırıyor, pencereden dışarıya bakasım geliyor.

iki

Birisi yanındayken sevemedi beni, diğeri uzağındayken. Birisi yanındayken çok mutlu etti beni, diğeri ise uzağımdayken. Aklım almıyor. Düşünemiyorum, düzeltemedim, düzeltemiyorum. İki insan olmanın sıkıntısı işte, kendini de karşındakini de yönetemiyorsun, başka bir şey var ortada, ona da kendine gücün yetmiyor. Boğuldum bu ikilik arasında, ikileri sevmiyorum.. Onu seviyorum ama, işte pms de sağolsun, ağlıyorum..

Beyazıt

Bu ülkede kendisini komedyen olarak kanıtlamış insanlar var. Bunların içinde en çok tanınanlardan biri de Beyaz. Televizyon programcısı olarak da nitelendirilebilir gerçi, işi aslında televizyon show u yapmak olduğu için, ama sonuçta 'Beyaz ne?' desek komedyen der insanlar. Zaten programının konsepti de bu yönde, güldürmek üzerine. Eskiden skeçleri vardı, enteresan tiplemeleri vardı programda 'değişik' diye nitelendirilebilecek olan. Bir süredir gördüğümse ucuz numaralarla güldürmeye çalıştığı Beyaz'ın. Helyum furyası başlatmıştı bir, program sonunda helyum çektirip sesi ince çıkan ünlülere gülüyorduk ülkecek. Az önce denk geldim, yarışma programlarında olur ya kulağına farklı bir müzik verirler, sana da farklı bir şarkı söyletmeye çalışırlar, ondan vardı Beyaz'ın programında. Başka bir amacı vardıysa ben kaçırmışım, ama bu başka amaç (vardıysa bile) televizyonda amaçsızca ve kulak tırmalarcasına dakikalarca bağıran bir Uzak Doğulu'nun varlığını yok edemezdi...

sandalye kapmaca

Resim
Dün sevgili Mary Jane ile film izledik. Türk filmi izlemek istiyordu, bende de C-blok vardı Zeki Demirkubuz'dan henüz izlenmemiş, onu izlemeye giriştik. Annemin keki ve cam bardakta, demli çayımız ile eşlik ettik filme. Halit deliydi ama çok merak uyandırıcıydı, Tülay dengesizdi ve soğukkanlıydı, Aslı ise sıkışıp kalmıştı bence kendi hayatının içinde. Selim hırçındı, ve neden olmasındı ki. Halit'in deli hallerini ve bir obje gibi kullanılışını, Fikret Kuşkan'ın gençliği ile de birleştirerek 'hayranlıkla' seyrettik. Mary Jane tanışmıştı Belçika'da Zeki Demirkubuz'la, izlerken filmi aklına neler geldi bilmiyorum. Mary Jane ile filmler üzerine konuşmuşlar mıdır, onu da bilmiyorum ama "oyuncu yönetimi konusunda en başarısız filmimdi" demiş Zeki Demirkubuz zamanında, bu ilk filmi için. Sabahsa sedasade ile buluşmuş fizik kantininde sohbet ederken, eski dedi Mary Jane film için. Ben de '94' yapımı diye ekledim, ekler eklemez de hemen 2009 dan 1...

öküz.

Etrafımız öküzlerle dolu. Benim dışımda kalan insanların da etrafı öküzlerle dolu olduğuna göre, bende de var aslında biraz öküzlük. Hangimizde yok ki biraz öküzlük? Ama bazıları var onların yaradılışında var öküzlük. Hani üstüne istediğini giysin, saçını istediği gibi yapsın, isterse mis gibi koksun (bkz. mis gibi kokmak) fayda etmiyor, adam öküz işte. Bu güvenpark dallamalarından falan bahsetmiyorum. Onlar zaten hayatımızda yer etmiş varlıklar. Benim anlatmaya çalıştığım, daha çok gizli öküzlerle ilgili. Hani, "ulan adam buralara kadar gelmiş, yapmaz herhalde öyle şey" dediğin anda seni hayal kırıklığına uğratan, ya da dış görünüşüne bakıp bir şey sanmak üzereyken içinden küfrettiren tipler. Adam adam diyip duruyorum ama lafın gelişi o. Bolca kadın da var, kadın öküz. Onlara kısaca ayı kadın fevzi de diyebiliriz aslında. Sinir oluyorum size öküzler. Azıcık insan olun lan. Azıcık düşünceli olun. Bu kadar zor olmamalı ya geçerken yol vermek, metroda tutunurken ya da boş yere ...

klip

Kendi küçük dünyamın hayallerinde acayip bir dansçı olduğumu söylemiş miydim? Eve yürürken, bölüme yürürken, metroda otururken falan hareketli bir şarkı çıkmayagörsün ipodumda, amanın o ne kareografiler, o ne hareketler, ışıklar, senkronize dansettiğim diğer insanlar falan. Evde, sokakta, işte, okulda, mekanlara göre ayrı dans kareografileri falan :) Hayır bir gün de aynanın karşısına geçip müzik açıp denemişliğim yok o hareketleri. Oluru var mı acaba diye insan bir dener dimi. Yok, anca müzik çalsın, ben de hayal edeyim. Hani şöyle insanlar vardır, bir grubu beğeniyordur, bir şarkısının solosunu atabiliyordur gitarda, işte konserine gittiğini hayal eder, ordan solist bunu çalabilen var mı der, bu da ben ben der, solist bunu o kalabalıkta görüverir ve sahneye çağırır, derken ortamın şahane elemanı olur falan. Hani böyle hayaller kurarlar. (valla var la böyle insanlar, valla bak) İşte ben de mesela Bedük konserinde falanmışım (anca Bedük olur herhalde diye) orda dansediyoruz üç kişi fal...

tuvalet kağıdı 2

Okuyanlar bilir tuvalet kağıdıyla özdeşleştirdiklerimi. Yazmıştım geçenlerde. Bir itiraf niteliğinde. Bugün eve geldim tuvalete girdim tam o huzurlu an: ANAM! Tuvalet kağıdı değişmiş. Nasıl yaa dedim tüm hayallerim falan suya düştü, banyo kasvetli bir hal aldı, tavan lambası o kadar aydınlatmıyordu belki de, tuvalet kağıdının sihirli gücüydü o temiz pırıl pırıl banyo. Mutsuz olduk bir anda. Ama bu sefer topladım cesaretimi anneme gittim: --Anne, o eskiden aldığın tuvalet kağıdından alsana yine, o daha mutlu.. --Ne? --Şey.. o daha güzel, yumuşak filan. Mutluluğumuza bir süre ara verdik ailecek, o tuvalet kağıdı bitene kadar. Bekleyin geri gelicez.