Kayıtlar

tam ortasındayım.

İzlediğim bir filmin çok da önemli olmayan bir sahnesi beni bir soru üzerine düşünmeye itti sıcaktan bunaldığım şu dakikalarda. Eskileri yakıp atmalı mı, yoksa tutmalı mı acaba, bilemedim.

tökez

nasıl oldu anlayamadım ama koyamadım işleri bir türlü yoluna. olmuyor nedense. her yer ıslak şimdi. bu kaygan zeminde yürünmüyor. gelmek öyle çok güzel bir şey olmayabiliyormuş bazen.

saçmalamak dediğimiz

Resim
Dün sonunda tamirden dönen bilgisayarıma işletim sistemi kurmakla meşgulken televizyonda Okan Bayülgen izliyordum, daha çok dinliyordum da denebilir, Yonca Evcimik vardı konuk niyetine, kendisine son zamanlarda çok anlam veremesem de çocukken şarkılarını ezbere bilen biri olarak saygı duymayı ihmal etmeyen ben, dün ne hissedeceğimi şaşırdım. Çünkü Okan Bayülgen kendisinin klibini izleyelim dedi, o da hevesle ilk defa yayınlanacağını belirtti falan, biraz klip biraz Yonca Evcimik'in kendisi şeklinde yayınlanmaya başladı şarkı. Sırf ne kadar saçmalamışlar diye kapamadım, sözler şöyle: tweet'ine tweet'ine tweet'ine bandım retweet mi sandın reply edip yazdım Keşke şarkının tek saçma kısmı burası olsa diye düşünürken işin komiği aklıma kullanmadığım bir twitter hesabım olduğu geldi, girip Yonca Evcimik arattım, insanların yorumlarını okumak şarkıyla ve en az şarkı kadar rezalet kliple sarsılan bünyeme iyi geldi aslına bakarsak. İlerleyen dakikalarda Yonca Evcimik...

Yolunuz Prag'a düşerse

Uzun zamandır hep aklımda ama nedense bir türlü geçmek istemedim bu ekranın başına. Her ne kadar her şeyimi toplayıp gitmek istiyor olsam da orayı terk edeceğimi, ve üstelik bir daha ziyarete gelsem bile aynı ruhu yakalayamayacağımı kabul etmek istemedim sanırım. Hoş, sen kabul etsen de etmesen de o uçağa biniyor, ve gazetenin magazin ekini okurken gözyaşlarına boğulabiliyorsun, ve soruyorsun kendine, "gittiğime mi ağlıyorum, yoksa geldiğime mi?" .. Her şehrin bir fontu var demiştim de bir gün gezerken başka bir ülkenin sokaklarında, arkadaşlarım da gülmüşlerdi söylediğime ve söyleyiş halime. Şimdi daha da eminim her şehrin bir fontu olduğuna. Prag'ın da bir fontu var,üstelik pek de yakışıyor kendisine. Uçakla gidersiniz herhalde, kendisi kocaman bir PRAHA yazısıyla karşılar sizi havaalanında, hemen fontunu belli eder... Otobüse atlarsınız hemen şehir merkezine doğru yol almak için, 119. Ah ne yazık ki Çek Cumhuriyeti euro bölgesinde değil (hoş, kendileri istememişler, ve...

son aya yaklaşırken

Erasmus günlerimin sonuna gelirken çok garip ruh hallerindeyim arkadaşlar. Dağınık bir masada rezalet bir baş ağrısıyla otururken Cat Stevens'dan Wild World beni bir şeyler yazmaya itti. Dün gece aklımda fikirler vardı ama hepsi uçup gitmişler. Kısacası neden bahsedeceğimi bilmeden giriştim yazmaya. Garip ruh halleri demişken, her zamankinden daha açım gezmek için yeni yerleri, öte yandan çok da yorgunum artık. Her zamankinden daha çok alıştım bu odaya, yatağıma ve sandalyeme (bu üçünü saydım çünkü odada sahip olduğum eşyalar bunlardan ibaret), ama öte yandan her zamankinden çok yabancı bana bu oda, Ankara'daki odamı düşününce. Özlemim had safhada, Ankara'yı sevmeyenlere inat, Ankara'nın en gri sokağına bile. Konur caddesinden şöyle bir geçip gençliğin haline bakarak kulağımda müziğimle, otur otur sıkıldığım Tömbeki'nin kapısından içeri girmek için çok fazla şey verebilirim şu an. Özlemim öyle bir noktada ki Prag'ın sayılı Türk lokantalarından birinde bir kase m...

hayvan sevgisi ?

Resim
Kendime bir sıfat yakıştırıcam aklıma gelmiyor bi türlü. Hani böyle uyuz tipler olur ya bebek fotoğrafları falan koyarlar arka planlarına, bebek kahkahası melodileri falan telefonda, kendimi onun hayvanlı versiyonu gibi hissediyorum. Ama bi dakka sevilmicek gibi mi yani şimdi?

konsere gittik.

Yann Tiersen konserine gittik lostehanu ile. Bileti de alalı en az bir buçuk ay oldu, bir gece bir mekanın tuvaletinin önünde beklerken o ayın konser programına ilişiverdi gözümüz, aa Yann Tiersen geliyormuş mayısta dedik, hemen gittik aldık, öyle bir heyecan, öyle bir gaz yani. Daha bileti alırken mayıs ayını düşünmüştüm de ohoo daha çok var demiştim içimden, sanki mayıs olunca erasmus biticekmiş gibime gelmişti. Neyse gittik mekana, mekan hoşumuza gitti. Sonra sahne alan alt grubu da daha önce dinlememiş olmamıza rağmen sevdik o da hoşumuza gitti. Hatta ben bi ara tuvalete gideyim dedim, ulan diyorum ferah ferah, geçmek için kimseye sürtünmen gerekmiyo, kimse kimseyi ezmiyo falan, tuvaletler temiz, hatta sıra falan beklemiyosun, alışkın değil tabi bünye böyle konserlere şaşkın şaşkın geri döndüm lostehanunun yanına hevesle Yann Tiersen bekliyoruz, buraya kadar her şey güzeldi. Anlamadığım bir şey var, o da bu uzun boylu insanların konserlerde hem önlere önlere konuşlanmaları, hem de ...