Kayıtlar

nefes

yine başaramayacak olsam da içimden geçenleri anlatmayı, şu tuşlara tek bir nefes için basıyor olmam çok garip. kontrol edemediğin bir düzenin içinde ufak tefek şeylere sevinmek güzel de, ufak tefek şeylere üzülüyoruz ya, işte bunadır tüm yüz dökmelerim. belki tutabilseydik ipleri elimizde, geri saramasak bile durdurup devam ettirebilseydik, bir haneke filmi olsaydık belki, daha güzel olur muydu her şey?

biri.

birisi basmış gitmiş. gittiğini sanmış. biri geride kalmış el sallamış ben dönüp bakmamışım. biri yanımdaymış, ama hiç yanımda olmamış. biri aklımda, fakat aklıma girmeye bile niyeti yok.

yine yazı bekleriz.

Belki ben seni hiç tanımadım, hiç tanımadan tutuldum, hayallerimdeki siluetlere, rüyalarıma hiç dayanaksız kondurdum, olabilir... Aklımın oyunları bana. Hatta belki sen burada sana -herkesin yanıldığı gibi- inandığı karakteri yükleyen, hafif hayalperest, seni hiç bilmeden kanı kaynayan bir kızın olduğunu hiç bilmedin, muhtemelen de bilmeyeceksin. Belki dünyanın en güzel şeyi olurdu, belki de lanet ederdik gerçek olduğu güne ama, bunu da hiç bilemeyeceğiz işte.

bu evrende bir tozsun

Çokça irili ufaklı olaydan sonra gördüm ki ben çok da kendi derdine deva olmasını bilen biri değilmişim. Ufak ufak telkinler yüzeyde işe yarar gibi görünse de insanın tutunduğu bir şeyleri kaybetmesi, sonra da yerine koyamaması bu değişken ruh hallerine sebep oluyormuş. Her ne kadar da tebdil-i mekanda ferahlık varmışsa da insanın dönüp dolaşıp geldiği dükkan aynıymış dostlar. Dükkana ne yeni biri uğramış, ne de kasveti değişmiş ise eğer, o zaman kalp atışları gibi bir tavana bir yere vurabiliyormuşsun. Belki elindeymiş stabil kalmak ama, o zaman da taşlaşırsam diye korkuyormuşsun. Her ne kadar üzülmeler götürse de ömürden ufak parçalar, mutluluklar da ömrü değerli kılıyor bilidiğinden, dümdüz bir çizgiye mahkum kalmak istemiyormuşsun. Tüm bu içsel karmaşan yetmezmiş gibi hayatındaki başroller, figuranlarla iş birliği yapmış yerli yersiz yeni ağlar örüyorlarmış başına, sen ortada boğuluyor, boğuluyor, boğuluyormuşsun, çözüm arıyor, bulamıyor, bocalıyormuşsun. Çözmek istedikçe dolanıyor...

yalan filmler.

Düşündüm de evet hepimiz biliyoruz filmlerdeki aşklara aldanmamak lazım, hiçbir zaman olmuyor öyle abartı tesadüfler, ya da insanlar öyle davranmıyor, vesaire. Ya da hiçbirimiz esas kız kadar güzel bakamıyor, esas oğlan kadar ölüp dirilemiyoruz. Öyle şeyler filmlerde oluyor tamam. Aklıma takılansa, hadi diyelim kabullendik filmlerdeki aşkları, ayrılıklara ne demeli? Hangimiz bir lafa bozulup ters bi laf ettikten sonra çekip kapıyı çıktık ve bi daha dönmek istemedik, o kadar gururlu olduk aşk söz konusu olunca? Hangimiz ayrıldığı insanı aramak için yanıp tutuşmadı, eli telefona gidip gidip geri gelmedi, mantığını susturmak için kendini alkole boğup mesajlara sarılmadı? Hangimiz küçülmedi ki "çok sevginin olduğu yerde" zaman zaman. Hadi o muhteşem tesadüflerle ruh eşi bulmalara inandım diyelim. Öyle bi ayrılık yok, kandıramazsınız beni. bu da yazı sonu hediyem olsun : http://fizy.com/#s/1m2llv

metro.

İçimde bir sıkıntı, gitmek bilmeyen. Nerden geldiğini, sebebini bilemediğim bir türlü. Ne kalabalıklar telkin ediyor, ikna ediyor beni, ne de evimin alışkanlığı, kendi başıma kalışım dinlendiriyor. Kısacası doluya koysam almaz boşa koysam dolmaz misali, rahatsızım, yolunda gitmeyen bir şeyler var isimlendiremediğim, sanki beynim kendi içimde fikir anlaşmazlığına düşmüş de beni yiyip bitirir gibi. Mantıksızlığını bildiğim şeyleri kafama takmadan, önemsiz olduğunu bildiğim şeylere üzülmeden, bi de bu manasız hissi (ki kendisi korku mu, yalnızlık mı, yoksa deliriyor muyum hafiften bilemiyorum) yaşamadan akşam olmuyor be bi gün de. Akşam olsa, sabah olmuyor. İçimde bir huzursuzluk ki beni yiyip bitiriyor.. Anlatamıyorum, sakladığımdan değil, beceremiyorum, anlatamıyorum. Çözemiyorum da. Giriş gelişme sonuca özetleyemiyorum. Metro pencereleri hızlanırken yabancılara anlatıyorum bazen, ama ne zamanki ineceğim durağa geliyorum, montların önü iliklenir, çantalar alınır, kapının önüne birikilir...

rutin

geç kalmak pahasına oturmaya devam ediyorum odamda. içime sinmeyen, yerine oturmayan bir şeyler var, isimlendiremiyorum. kalkıp ayakkabılarımı giysem her şey çok kolay olacak aslında ama müzik dinlemek bile cazip gelmiyor şu anda. rutin iyidir güzeldir de, bazen de ölümüne sıkıcıdır ya...